Kendi söküğünü diken terzi arayışındaki hadsiz umudu yaşamak.
- Feyza Nur SAĞLAM
- 17 Ara 2022
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Tem 2024
Olmuyor sanki. Beceremiyorum toparlanmayı. Oysa kaç kez ayağa kalktık biz, hem de kaç kez! Oysa kaç sene geçirdik biz hüzünle, hem de kaç sene! Ama şimdi, sayabileceğim tonla olumlu şey varken, bu yerinden kalkamayış neden? Çok ama çok daha kötü anlar vardı, gördüm, toparladın kendini sen! Peki ya şimdi? Şuan bu dağınıklık, bu dağılmışlık neden? Sana süre verdim, belirsiz bir süreydi ama yeterince uzundu. O süre bittiğinde sendeki bu ruh hali de bitmeliydi, geçmeliydi. Ama sen, sen bir döngünün içine sıkışmış gibisin. Bu sefer neden bu kadar uzun sürüyor ayağa kalkman? Söylesene, neden ?
Gün içerisinde arada gelen tebessümlerin var, görüyorum. Ama bunlara kanacak kadar aptal değilim. O tebessümlerin yüzünden silindiğini, silindikten sonraki halini de gördüm ben! Biliyorum, bu seferki farklı. Farklı çünkü bu sefer evin neşesi olmaya devam ederken, arada yüzüne gülücükler otururken bu haldesin sen! Tüm bunlarla birlikte, içinde dağılmışsın sen! Sen, eskisi gibi değilsin. Büyümüşsün sen, sadece kendine (sadece iç benliğine) odaklanmıyorsun artık. Tüm acıların altında ezilip sonra ayağa kalkma rutini yaşamıyorsun bu defa. Sen, tüm yüklerinle (tüm hislerinle) güne ve yaşamaya devam edebiliyorsun. Ve işte bu gerçekten farklı. Ve belki de bu yüzden bu seferki bu isimsiz şey kadar uzun sürdü... Ve ben, gördüm seni! Sen, sen değilsin, onu da gördüm ben! Bir ben gördüm ya zaten, neyse...
Ama merak ediyorum gerçekten, neden şuan? Tamam biliyorum, bu saçma bir soruydu. Böyle şeylerin zamanı olmaz. Aniden gelebilir zira mesele geçmiş, biliyorum. Ama şaşırmış olmamı mazur gör lütfen. Ve bir cevap ver bana dürüstçe, neden şuan ? Bir cevaba ihtiyacım var.
Buna verebileceğin birkaç cümle var, biliyorum. Tamam, duyuyorum seni. Anlıyorum biraz da. Ama biraz...
Çünkü biliyorsun değil mi? Şuan, tam da şuan, ayağa kalkman gereken noktadayız. En basit tabiriyle sana ifade ettim bunu. Kendini toparlaman gerekiyor. Tam da şu anda bunu yapmalısın. Bu zaman diliminde. Bu güce sahipken...
Biliyorum bu cümleleri sen üniversitedeyken de kurdum sana. Çünkü o anlar da önemliydi ve kendini toparlaman gereken önemli noktalardı. Tıpkı şuan gibi... Beni anlıyor musun? Anlamalısın. Aslında anladığını da biliyorum. Sadece, anlamak yetmiyor değil mi?
Yine, hadsiz umutlar , değil mi?
Bu seferki ne? Bu seferki nasıl hadsiz bir umut?
"Keşke bir matematik problemi kolaylığında ve formülleriyle, kendimi çözsem." Gibi bir umut mu?
Sana kötü bir haberim var ama.
Sen matematiği bırakalı altı buçuk sene oldu. Ve kendini çözmek için başka bir yol bulmalısın. Öyle bir yol olduğunu da sanmıyorum ya, neyse. Sana karşı böyle umutsuz bir cümle kurmak istemezdim ama... Ama kendini çözmek dünyanın en zor şeyi be!
Tamam, abartmayalım. Büyük konuşmayalım. Yukarda Allah var. Bir şeylerin sınırını belirlemek kimsenin haddi değil... Tamam, dağılalım bu konudan ve sözümüzü geri alalım.
Kendimizi çözmek dünyanın zor işlerinden biri olabilir diyebiliriz sanırım. Dedik bile.
Son söz yerine; bu son söz sana değil ama. Dünyaya...
"Kendini çözen biri varsa gözünü seveyim bir el atsın benim beyne de. Terzi kendi söküğünü dikti ise, herkesinkini diker herhalde..."
Bir gün daha garip beklentiler ve hadsiz umutlar içindesin velhasıl; görüyorum.
Bugün de kendi söküğünü diken bir terzinin gelişini bekliyorsun. Bugün de bu hadsiz umudu içinde taşıyorsun. Taşı bakalım...





Yorumlar