Güzel Beyin ile Muhabbetler
- Feyza Nur SAĞLAM
- 7 May 2023
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Tem 2024

Düşünmek... Ne lanet bir şeydi şu düşünmek. Esir ediyordu insanı kendine ve güya sana ait olan kafada bulunan, tek kelime ile ifade edilebilen ama tek kelimeye asla sığmayan o yapının, tüm emir komuta zincirini kendi tekeline alıyordu. Hayır, o şey, beyin denen şey, sana ait değildi işte. Dur diyemezdin düşünme eylemine! Evet bir eylemdi o. Tıpkı işçilerin işverenlerine karşı yaptığı eylemler gibi, beyne karşı yapılan bir eylemdi o! Bir ayaklanmaydı belki de, düşünmek denilen lanet! Ruhun bedene karşı açtığı savaş bile olabilirdi aslında. Çünkü tıpkı bir savaş gibi karşı karşıya gelen iki şey vardı ve her savaşta olduğu gibi; bir galip bir de kaybeden vardı... Kaybeden de esirdi işte. Evet, esir...
Anlasana benim güzel beynim! Seni esir verdim ben, sende ne olup bittiğini anlayamadığım için. Evet benim canım beynim, seni bu günlere ben kendi elimle getirdim. Ve yine evet benim biricik beynim, o savaş baltalarını veren de bendim!
Kendimizi kandırmayalım canım beynim, değil mi? Çünkü asıl esir benken, seni esir olarak adlandırmak da sana bir hakaret olurdu. Hala bana ait olmandan ötürü, sana hakaret de edemem. Evet, her şeye rağmen kendime olan sevgim ve narsist benliğim gözlerimizi yaşartıyor, değil mi?
Tamam canım beynim, tamam benim biricik beynim, konuyu değiştirmek için çabalamayacağım. Zaten ne geldiyse başımıza; anda olmamaktan geldi değil mi? Oysa yegane teselli idi, "Şimdi, burada teselisi"... Ama bilirsin güzel beyin; biz insanlar şimdi'yi yaşamayı pek beceremeyiz. Saat denilen şeyi icat edip karşımıza geçiririz ve belki de her dakika bakarız. Ama saat kaçta neler oluyor, esasen bilmeyiz. Biz insanlar, saat karşımızda iken anda olmayız ya; kendimizle dalga geçilmesi için de bir başkasına ihtiyaç duymadığımızın en büyük ispatı işte bu olsa gerek!
Evet güzel beyin, ne geldi ise başına; yani bu senin sürekli fazla mesai yapışlarından bahsediyorum; ben her şeyden kaçtığım için geldi. Evet, her şeyin sırrı bu. Evet, her şey bu kadar net. Ben ki, ne hissettiğimi bilmekten ve anlamaktan satırlarca kez uzak kaldım ve kendimi anlamaya çalışmadım; ben ki ne zaman garip hissetsem o histen kaçmak için kendimi başkaca şeylere yakalattım, bana müstehaktı bunlar! Ve yine evet, sana müstehak değildi esasen...
Ama işte olan sana oldu be güzel beyin. Evet, kendimi düşünmüyordum, seni düşünüyorum işte ben! Evet, güya kendini değil de başkalarını düşünüyormuş ve çok yüceymiş gibi davranıyorum. Ve yine evet, konuyu saptırıyorum. Biliyorum canım beynim, bunu da biliyorum.
Evet, benim tek bilmediğim şey kendim. Bunu demesen iyiydi tabi ama neyse. Zira o kadar da değil, bilmediğim çok şey arasında birinci derece önem vermem gereken şey o, diyebiliriz ama.
Ve hayır güzel beyin, sana söz veremem. Evet, sana kendimden kaçmayacağıma dair söz veremem. Hem kaçsam ne olur ki? Sen düşüncelere yakalanınca, ben de yakalanmış oluyorum esasen. Sadece, yakalanmamış gibi yapıyorum hepsi bu. Sadece, kaçmak daha kolay, hepsi bu...
İşte böyle güzel beyin. Durum bu. İşte bu, neden esir olduğuna dair gerekçeli bir yazı idi. Biliyorum, gerekçelerin bir önemi yok belki senin için ama en azından neden esir olduğunu bilmen gerektiğini düşündüm. Evet, yine narsist benliğim konuştu, kendinden önce seni düşündüğüne dair yorumları ile.
Evet güzel beyin merak etme, ben de biliyorum babamın kızı olduğumu. Tüm sıkıntı da bu ya zaten, ona baktığımda kendimi görüyorum bazen. Dedeme baktığımda, ileride babamı görmekten çok korkmuştum oysa. Şimdilerde ise roller değişti tabi. Hayatın döngüden ibaret oluşu gerçeğinin bir kırılma noktası vardı gerçi, biliyordum. Ve güzel beyin, belki de tüm mesele o kırılma noktasıydı. Ve o kırılma noktası için hep bir şeyleri bekleyen bendim belki de asıl mesele. Ama hayatı gözlemlediğimizde; her kırılma noktasının bir olaya dayandığı bir gerçekti. Ve konu ben olduğumda sorun şuydu ki, o olayları; kırılma noktasının özü oluşturmak konusunda son derece becerikli idim(!) Gerçi, belki de bunun sebebi de o olayları tam anlamıyla yaşayamamış olmamdı. Her şeyden kaçan benliğim, her histen kaçan ben, belki de o olaylardan da bu zamana kadar kaçmış idi? Kim bilirdi? Sorun da o ya, kimsenin bilmesine gerek yok idi, ben bilsem, bilebilsem, yeterliydi...
Ama ne var biliyor musun güzel beyin,
Ben artık kaçmak değil,
Kendime yakalanmak istiyorum...
Ve günün şarkısı da bana gelsin be güzel beyin. Evet sana değil, bana. Evet, sana değil de kendime ithaf ediyorum bu şarkıyı. Sonuçta, seni yeterince düşündüm ve sana yeterince açıklama yaptım, değil mi?
Son sözlerimiz de işte bu şarkı olsun; Kahraman DENİZ-Ben Yola Gelmem.
"Dünyadan epeyce uzaklaştım Sevdim ben bu durumu Derhâl öğrenmem gerek Nereye ait olduğumu
Yazılı olmasa bile okuyor gönül Ezelî cümlelerini Duyabiliyor sözleri Henüz hiçbiri söylenmemişken
Ağır yaralıyım ama ölmem Medet ummam, boyun eğmem Ve tedaviyi kabul etmem Ben yola gelmem, yol bana gelsin
Ağır yaralıyım ama ölmem Medet ummam, boyun eğmem Ve tedaviyi kabul etmem Ben yola gelmem, yol bana gelsin
Kendime rastlayıverdim içimde Bilmem ona ne sorulur Her arayan bulamaz dedi Ama bulan hep arayanlar olur
Hayat aksın, biz duralım burada Herkesle ve hiç kimseyleyim Aklımdan şüphe varsa da Aşkımdan yok, artık böyleyim
Ağır yaralıyım ama ölmem Medet ummam, boyun eğmem Ve tedaviyi kabul etmem Ben yola gelmem, yol bana gelsin..."



Yorumlar