Anlaşılmamanın getirdiği his ile öfkelenme üzerine sakinleşme çabaları.
- Feyza Nur SAĞLAM
- 2 Eyl 2022
- 1 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Tem 2024
Gecenin karanlığında, odamın perdelerini çekmiş ve iki kanatlı balkonumsu pencereleri açmış, kulağıma gelen müzik sesleriyle düşüncelerimi yarıştırıyorum. Daha doğrusu, yüreğimdeki daraltıyı sakinleştirmek yolundan zıt yönde, tehlikeli düşüncelerle benliğimi kamçılıyorum. Oysa sakinleşmek için çekmiştim perdelerimi, oysa temiz hava alayım diye açmıştım pencereleri ve oysa bu öfke nöbetini sakinleştirsin diye açmıştım, odada yankılanan sakinleştirici müziği...
Oysa, oysa, oysa...
Oysa biliyorsun, kolay sakinleşemeyeceğini.
Oysa biliyorsun, çünkü bu ilk değil, şuan saatlere ihtiyacın olduğunu.
Ah, bu histen nefret ediyorum. Kimsenin beni anlamadığı, yapayalnız olduğumu düşündüren bu lanet histen. Nefret ediyorum ondan. Biraz da kendimden...
Ve aklımda bir düşünce;
Sakinleşebilmek bu kadar zor olmamalıydı...
Ve bir düşünce daha;
Anlatabilmek bu kadar zor olmamalıydı. Anlatınca, anlaşılabilmek bu kadar zor olmamalıydı.
Sahi, anlaşılmak neden bu kadar zor? Yahut niye en zaruri ve önemli ihtiyaçlarımızdan, anlaşılmak denen lanet şey? Ne olurdu kimsenin bizi anlamasına ihtiyaç duymasak? Ne olurdu, kendimizi anlamakla yetinip kalsak?
Ne olurdu, sevdiklerimiz bizi anlamadığında canımız bu kadar yanmasa?





Yorumlar