top of page

Gökte Buluşmak

  • Yazarın fotoğrafı: Feyza Nur SAĞLAM
    Feyza Nur SAĞLAM
  • 17 Şub 2023
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Tem 2024


ree

Bir martı, bir binanın çatısında adımlıyordu. Bir mahkum, bir hapishanenin bahçesini turluyordu. Bu sırada, yukarıdan kar taneleri birer birer süzülüyordu ve tüm çatıların üstünü çoktan bir beyaz örtü sarmıştı. Ama martının bulunduğu binanın çatısındaki beyaz örtü, martının ayak izleri ile doluydu. Hapishanenin bahçesinde ise, yürüyen mahkumun ayak izleri vardı... Ve o beyaz örtü, bozulmuştu.


Binanın çatısındaki martı, izliyordu. Yukarıdan bakıyor ve aşağıda olup bitenleri izliyordu. Aşağısı, martının dünyası değildi çünkü insanların dünyası martının bildiği bir konu değildi. Ama gözlemleye gözlemleye birtakım tespitlere varmıştı martı...


Hapishanedeki o suçsuz mahkum ise bu sırada gökyüzüne bakıyordu. Adımları ezbere yeri arşınlıyordu lakin kafası göğe yönelmişti. Hissettiği boyun ağrısı ise umrunda değil gibiydi. Yukarısı kuşların dünyasıydı, bunu biliyordu mahkum. Ama o da tıpkı martı gibi izleye izleye bir şeyler öğrenmişti gök hakkında...


İnsanlar güçlüydü, bunu biliyordu martı. Gökte bile hakimiyet kuruyorlardı, özünde sadece bu durum bile ne kadar güçlü olduklarının ispatı için yeterliydi. Çünkü insanların, martı gibi kanatları yoktu ama uçabiliyordu insanlar. Ve bu, korkutucuydu martı için. Fakat şunu da biliyordu martı, bir insanın gücü arttıkça, zalimliği de artıyordu. İnsanların, gücü yönetme konusunda nasıl da aciz olduklarını iyi biliyordu martı. Bunu da insanlardan duymuştu hatta, şu aşağıdaki insanlar bir gün konuşurken şunu demişlerdi; "Herkes, gücü kadar zulmeder."


Mahkum ise düşünüyordu. Geçmişte bir soruyu çok sormuştu mahkum; "İnsanlar neden Allah gökte gibi davranıyorlar?"... Bu sorgulayışı, çoktan bir kenara bırakmıştı mahkum. Daha doğrusu, bu imtihana gireli beri unutmuştu ama gökte gezinen bakışları ile gelen düşünceler, bu soruyu tekrar belirtmişti zihninde. Şunu biliyordu, Allah her yerdeydi, ona bir dua kadar yakındı, Rabbine yere sereceği o yıllanmış seccadesi ile sığınabilirdi, o seccadede gözyaşlarını akıtabilirdi ve yine o kullanılmaktan rengi solmuş seccade ile içini dökebilirdi Rabbine... Ama şuan bahçedeydi mahkum, aslında bahçe olmaktan son derece uzak bir yerdeydi. Bir hapishanenin avlusundaydı mahkum. Ve görebileceği tek şey ise gökyüzüydü. Öyle uzaktı ki gökyüzü... Ama bir yandan da sanki elini uzatınca göğe dokunabiliyordu... Ve düşününce; gökyüzü de her yerdeydi aslında, göğü olmayan bir yer yoktu ki dünyada. Ve mahkum şunu da biliyordu, ailesi onu özleyince gökyüzüne bakıyordu... Bunu ona yazdıkları mektuplarında anlatmıştı eşi. Gök, buluşmak gibiydi mahkum için, tıpkı ailesi için de olduğu gibi... Bu yüzden de o suçsuz mahkum, kader mahkumu, o sorgulama sorusunu bir kenara bırakmıştı. Çünkü göğün gerçek manada bir buluşma yeri olduğunu biliyordu. Çünkü o gün, mahkumun göğe bakmayı bırakmadığı o gün, Miraç kandilinin günüydü. Çünkü o gün, Peygamberimiz (sav)'in göğe yükseldiği ve Allah ile konuştuğu gündü. Yani gök, bir buluşma yeri olabilirdi, olabilirdi'den de öte öyleydi. Bu yüzden de o soruyu bir daha sormamak üzere sildi zihninden mahkum. Bakışlarının bulunduğu gökte gözlerini gezdirdi önce ve sonra gözlerini kapatıp Allah ile konuştu...


Martı ise bu sırada, insanları anlamak için uğraşıyordu. Arkadaşı olan diğer martı demişti ona oysa, "İnsanları anlayamazsın." diye. Ama inanmıyordu buna martı. Bu yüzden de vaktini hep çatı tepelerinde geçiriyordu şu sıralar. İnsanlar korkunç olabiliyordu bazen, bunu görmüştü gözleri. Bu yüzden de aşağıya pek inmiyordu. Yukarıdan seyretmek kafiydi, martının sorularının cevaplanması için... Bu yüzden de bakışlarını aşağıdaki şehirde gezdirdi martı. Geçip giden insanları, yaptıklarını seyretti bir süre. Okuluna yetişmek için koşan öğrenciyi izledi gözleri önce. Sonra pastanenin önündeki sırada gezindi gözleri. İşe giden insanların evrak çantalarının içlerini merak etti sonra. Ve nihayetinde martının bakışları, karayoluna yöneldi. Geçip giden araçları seyretti bir süre. İnsanların hepsi telaşlı, diye düşündü martı. Sonra bakışları şehrin uzağında bulunan hapishaneye kaydı. "Orası, suçlu insanları koydukları bir yer." demişti martıya arkadaşı. Ama martı şunu biliyordu ki, orası sadece suçluların bulunduğu bir yer değildi. Aşağısı, yani insanların dünyası, martının pek de iyi bildiği bir konu değildi lakin bunu çok iyi biliyordu martı. Ve özünde bu konu da kafasını karıştırıyordu. Çünkü o yukarıdan bakarak, kendine yabancı olan bir dünyada olup bitenleri görebiliyordu da; bu insanlar nasıl sağına soluna bakıp da olan biteni göremiyordu? İşte bunu hiç anlayamıyordu martı. Tutup da insanlara, görmekten kaçtıkları şeyleri de anlatamazdı ki. Şehrin her yanında ayrı hikayelerin olduğunu, dünya hayatının şu döneminde yaşanan işkenceleri, tutup da martı mı anlatacaktı insanlara? Daha nelerdi... Adımlarını durdurdu martı. Bir adım daha atmadı çatıda. Kararını verdi ve kanatlarını açıp göğe yükseltti kendini.


Bu sırada içindeki sessiz dua ve yakarışına devam eden suçsuz mahkum, kulağına gelen martı sesi ile gözlerini açtı. Kafası zaten göğe yönelmişti ve bakışlarının odağını bulması zor olmadı. Bir martı, hapishanenin üzerinde daire oluşturacak şekilde uçup duruyordu ve bu sırada kendi dilinde sesler çıkarıyordu. Heyecanlandı mahkum, bir martı bile görmek öyle değerliydi ki onun için. Biraz daha turlamasını istedi gökyüzünde martının ama bu, dile getirilebilecek yahut cevap verilebilecek bir istek değildi. Bunun yerine, kolunu kaldırdı mahkum. Elini yukarıya doğru uzattı, avucunu açtı ve el salladı martıya. Önce merhaba dedi. Sonra, "Allah seni ne güzel yaratmış." dedi ve aklına gelen şeyle son bir cümle daha kurdu;


"Cuma'mız ve Miraç kandilimiz mübarek olsun, sevgili martı."


Martı ise o suçsuz mahkuma cevap verir gibi gökyüzünde dönmeye ve seslerini göğe bırakmaya devam etti. O da kendi dilinde merhaba dedi mahkuma, burdayım dedi çıkardığı sesler ile. Ve zikirlerini çekti birer birer. Sonra ise uçtu ve uçup gitti... Geriye ise mahkumun sessiz duaları kaldı... Çünkü o gün hem Cuma hem de Miraç kandiliydi...


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Hakkımda

WhatsApp Image 2024-07-26 at 10.17.38.jpeg

İnsan dediğin, esasen bir puzzle parçasını oluşturan kişiliğinin; her bir parçasını öncelikle özenle tanımalı. Ardından o parçaların kendisinin bir parçası olduğunu bilerek onları kucaklamayı öğrenmeli. Böylece, her bir parçanın esasen bir resmi oluşturmak için ne derece öneme sahip olduğunu görmeli ve yine her bir parçanın hayatındaki varlığını korumayı amaç edinmeli. Ve işte burası da benim bir puzzle parçam ve çok daha ötesi... Çünkü yazmak, bir hayatta kalma meselesi... Her hal ile yazmak ise ondan çok daha ötesi...

Kategoriler

Zaman Akışı

Abone olun;

Abone Olun!

Abone olduğunuz icin teşekkürler...

© 2022 by Herhalile

bottom of page