Bulutlu Günler Sendromu ve İki Güneş
- 16 Nis
- 2 dakikada okunur

Bulutlu günler sendromundan hallice geçen haftalar; mutluluğu çok uzaklarda bırakmış olduğumuz izlenimini uyandırıyor bende. Bu yüzden kendimi tutup da ara ara sarsmak, mutluluk diye bir şey vardı diyerek bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor sanki. Zira bulutlu günlerin getirdiği migren bedenimden gitmezken; her günüm "Sahi, iyi hissetmek de neydi?" diye geçiyor... Aklımda kendime dönük anlayış cümleleri, aklımda kabulleniş çalışmaları ve aklımda bir adet Güneş'i düşünmekle ile geçen günler...
Sahi, şuan dünyanın hangi yerinde Güneş açıyordur acaba?
Oysa benim bedenimde bir güneş doğuyordu. Oysa içimde bir canlı büyüyordu ve ben, kendime bakmaktan ona bakamıyor gibiydim. İçerisi içinde olduğum hisleri anlamaya gücüm yetmeyince ise soluğu harflerin başında almıştım yine. Sahi, ben ona da yazmamıştım hiç. Benim minik güneşime...
Madem ki Güneş doğuyordu, madem ki güneş büyüyordu; üzerimdeki bu mutlu olamayış nedendi? Oysa mutlu olmalıydım ki o da bunu hissetmeliydi. Oysa o hayatıma doğan bir Güneşten başka bir şey olmamalıydı. Ve yine oysa, huzurla geçirmeliydi aynı bedende olduğumuz o sayılı günleri. Tutup da uzaktan baksam hayatıma, mutsuz olmak için bir sebebim dahi yoktu mesela. Sadece iyi hissedemeyişti beni bu hale getiren. Geçen üç ay vardı elimde, iyi hissedemeyerek geçen üç dolu ay. Zaman mefhumuna şu sıralar daha çok takılıyordum galiba. Onun bedenimde sınırlı vakti olduğunun bilincinde olarak bu vakit güzel geçsin isterken; kendimi her gün ağlamaktan geri alamayış yoruyordu beni. Oysa ne hayallerim vardı, oysa onunla neler konuşacaktım, oysa ona neler neler anlatacaktım. Oysa onu nasıl güzel sevecektim... Ki ben, güzel sevmekle bilinirdim. Ki ben eş ruhunu çok güzel sevmiş, eş ruhu tarafından çok güzel sevilmiş iken; Güneşime daha "Seni seviyorum." bile diyememiştim...
O Güneş, bulutlu günler sendromundan hallice halimi izlemeye devam ederken neler hissediyordu acaba? Onu üzüyor muydum? Kendim üzülmeyi bırakamazken, onu üzmeyi nasıl bırakacaktım? Kafamdaki sorular bitmezdi, kafamdaki soruları cevaplamaya ise esasen bir Güneş'in gücü yeterdi galiba. Ama o gücü ona veremeyen de yine bendim.
Benim minik Güneş'im... Elbet oturup güzel bir tanışma yapacağız seninle değil mi? Bazen bazı şeyler gecikir ama önemli olan o gecikmelerin sonucunun güzel olmasıdır. Ve biliyorum ki, yaşadığım bu süreç son derece normal, yine biliyorum ki benim gibi hisseden birçok kadın var. Ve en önemlisi, yanlız değilim... Çünkü eş ruhum benimle, çünkü baban bizimle...
Bazen düşünüyorum da; sanki o yanımda olmasa, şu bulutlu günlerin sonunda beni bir akıl hastanesinden toplayabilirler gibi geliyor. Demek istediğim, onun yanımda olmasının verdiği güç bu kadar başka bir şey. Ben yüzde on iken, o yüzde doksan olur mesela. Ben yüzde otuz iken, yetmiş. Sıfır iken yüz. Böyle böyle tamamlar beni her daim... Bulutlu günlerin içinde bedenimde bir güneş yetişiyorsa eğer, yine başka bir güneş de elimi tutuyordu aslında. Bazen karmaşık bir yumak halini alan dünyamı çözümlüyor, bazen ise yere düşmüş bedenimin yanında şefkatini üzerime -ve hatta üzerimize- yağdırıyordu... Ve ben böylece iki güneşimle o bulutlu günleri aşmaya çalışmaya devam ediyordum. Her geçen günün, iyileşmeye bir adım daha yaklaştığım umudunu taşıyarak. Elbet sınırlıydı bulutlu günler, elbet bir sayısı vardı bu günlerin ve her geçen gün güneşli günlere bir gün daha yaklaştırıyordu beni...
Büyük güneşim ile küçük güneşimi büyütürken yaşadığım bulutlu günler sendromuna ithafen...




Yorumlar