Üç aya ramak kala dalışları!
- Feyza Nur SAĞLAM
- 23 Ara 2024
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 24 Ara 2024

2025 yılı yaklaşırken, 2024 yılına ilişkin değerlendirmelerin ve 2025 yılının planlarının konuşulduğu bir journaling etkinliğine katılmıştım geçen haftasonu. O etkinliğin bana iyi geldiği aşikardı. Evlilikten sonra harflerden uzaklaşan ben için uzun zaman sonra defterimi elime almak, hayat tiyatrosunda kısa bir ara verip de düşüncelere dalmak ruhumu dinlendirmişti sanki. Eşim bile üzerimdeki enerjiden bunu anlamış ve ifade etmişti. Böylece geçen iki günün ardından, o etkinlikteki bir soruya olan cevaplarımı hatırıma getiren bir an yaşanmıştı. Geride bıraktığım şehirden biri ile kurduğum temas, aklıma 2024'te başardığın üç şey sorusunun bir cevabını getirmişti. 2024'teki başarılarımdan biri; bir şehri bırakıp, bir insan ve inşa edilmekte olan bir yuva uğruna başka bir şehre varmaktı. Evet 2024'te bir şehri bırakmıştım, içindeki insanlarla. Anılarımı, sevdiklerimi bırakıp da başka bir şehre uçmuştum, eş ruhumla...
Doğrusu geçen neredeyse üç ay, çok da zor sayılmazdı ki bunda eşimin etkisi yadsınamazdı. Ama çok zor olmasa da zordu. Yeni bir düzen inşa etme telaşındayken eski düzenin çok da akla gelmediği aşikardı ama akla geldiği anlar ise elbet vardı. Lakin şimdilerde, bu yeni başlangıcımda da yeni bir düzene varmış iken, bıraktığım şehirle kurmuş olduğum o temas; asıl gerçeklik tablosunu yüzüme vurmuş gibiydi. O temas ile içimde meydana gelen bu hüznün açıklaması ise zordu. Özlem miydi açıklaması? Belki. Sadece özlem bu hüzün için eksik bir tabirdi. Oysa her şey ne iyiydi; sevdiğin insanla evlenmek, huzur, evinde olma hissi, iki evinin olması hissi, mutluluk... İnsan bunlarla bir süre gidebiliyordu galiba. Benim için bu süre ise, "Üç aya ramak kala" olsa gerekti...
Evet üç aya ramak kala dalmıştım derinlere yine. Kendime dalmıştım, zihnime dalmıştım, geçmişe dalmıştım ve şimdiye dalmıştım... Bilirdim, derine dalmak gerekirdi ki yukarı çıkabilesin. Bu hislerim de beklemediğim bir şey değildi doğrusu. Sevdiğin insanla kavuşma ve bir yuva inşa etme sürecindeyken, bir noktada içime bu hislerin çörekleneceğini biliyordum elbette. Ama biliyor olmak, bekliyor olmak manasına geliyor idiyse de; hazırlıklı olmak manasına gelmiyordu. Hazırlık nasıl olurdu ki? İnsan hislere hazırlayabilir miydi kendini? Hazırlayamazdı. Bir şeyi yapabilirdi belki, konfor alanına varıp bu hislerden kaçmayı deneyebilirdi. Ve kendine yeni bir konfor alanı edinen ben ise, hislerimden kaçmayacağım konusunda kendime uzun zaman önce söz vermişken; varabileceğim tek yer ise kendi zihnimdi. Benim yegane varış noktam... Belki önce kendi zihnime varıp bir tutam hüzün yumağında dolandıktan sonra konfor alanıma kaçabilirdim ama. Hem, belki bu bir kaçış sayılmazdı? Kim bilirdi? Kimse bilmesindi.
Ben kendimi bilmek istiyordum bu defa.
Hüznümü bilmek...




Yorumlar